Avrasya Hospital - Şifa Kapısı
 
Ana sayfa
Hakkımızda
Bölümlerimiz
Doktor Kadromuz
Sağlık Dergisi
Sık Sorulan Sorular
Haberler
Anlaşmalı Kurumlar
Hastalarımızdan Teşekkür Yazıları
Kurumlardan Teşekkür Yazıları ve Plaketler
Çocuk Klübü
Basın Köşesi
Tıp Sözlüğü
Nöbetçi Eczaneler
İletişim Bilgileri
E-AVRASYA
Laboratuar Sonuçları Laboratuar Sonuçları
Sağlık Danışma Formu
e-randevu Formu
Hastanıza Mesaj
Hizmet Değerlendirme Anketi
İş Başvuru Formu
Sanal Tur
WEB BEBEK
Su İle Bulaşan İnfeksiyonlar ve Korunma Yöntemleri
Yazar Beslenme ve Diyet Polikliniği   
Salı, 14 Ekim 2008
  İnfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkışı, çevre koşulları ile çok yakından ilişkilidir. Alt yapı sistemlerinin yeterli olmaması, içme ve kullanma sularının kanalizasyon suları ile kirlenmesi (kontaminasyon), fekal-oral yolla bulaşan birçok bakteri, virus ve parazit infeksiyonuna sebep olmaktadır.

 

 

              Bu infeksiyonların önlenebilmesi için suların kontaminasyonunun engellenmesi, arıtma ve dezenfeksiyon ( içilebilir nitelikteki suların insan tüketimi için güvenli hale getirilmesi ) işlemlerinin uygun şekilde yapılması gerekir. İçme ve kullanma suları, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarından elde edilir.Özellikle yerüstü sularının ( dere,nehir,baraj,göl,gölet ) kirlenmeye çok açık olmaları nedeniyle, büyük merkezlerdeki depolarda bulunan arıtma tesislerinde çöktürme, dinlendirme ve süzme işlemleri yapılır. Bu işlemler sudaki bulanıklık ve organik maddelerin giderilmesini sağladığı kadar infeksiyöz mikroorganizmaları da uzaklaştırır. Daha sonra yapılacak kimyasal dezenfeksiyon ( ülkemizde ve diğer pek çok ülkede klor ile yapılmaktadır ) un iyi sonuç vermesi için, bu ön işlemlerin mutlaka yapılması gereklidir.

             Şebeke suları bazen yeraltı sularından elde edilir. Yeraltı suları ( kaynak, kuyu vb.) topraktan süzüldüğü için nispeten temizdir ve depolardan çıkışta klorlanarak şebekeye verilir. Kırsal kesimde herhangi bir işlem görmeyen kaynak ve kuyu suları kullanılmaktadır.
             Suların kaynağında kirlenmenin önlenebilmesi için, kanalizasyon sularının nehirlere ve göllere akıtılmaması gerekir. Fekal kirlenmeyi önlemenin en iyi çözümü, lağım arıtma tesislerinin kurulmasıdır. Kuyular, su depoları ve kaynak sularının üzerleri kapatılmalı ve insan ve hayvanlar tarafından kirletilmelerini önlemek için etrafını çitle çevirmek gibi önlemler alınmalıdır. Yüzeysel su akıntılarının bu sulara ulaşmasını önlemek için akıntıların yönleri değiştirilmeli, helalar bu su kaynaklarından daha alt seviyede ve en az 15 m. uzakta inşa edilmelidir.


 Şebeke suları dağıtım sırasında kontamine olabilir. Eğer su boruları eskimişse çevreden boru içine sızma olabilir. Özelikle su basıncı düşükse veya su kesintileri sırasında oluşan vakum etkisiyle su boruları içine kirli atık sular sızabilir. Bu nedenle hem su, hem de kanalizasyon borularının sağlam olması ve sık sık bakımlarının yapılarak eskiyenlerin değiştirilmesi gerekir. Kanalizasyon şebekesinin kapasitesi ihtiyaca cevap vermediği zaman, borular patlar ve kanalizasyonlar taşar. Çevredeki toprağa sızan bu atık sular da şebeke sularını kontamine eder. Şebeke suyu borularının kanalizasyon borularına göre daha üst seviyede döşenmiş olması gereklidir.
             Suyun yeterince temiz olmadığı durumlarda, su ile bulaşan (water- borne) infeksiyonlar görülür. Bunlar hepatit A ve E, poliovirus ve diğer enteroviruslar, rotavirus, noroviruslar, enterohemorajik ve enterotoksijenik E.coli, Yersinia enterocolitica, Camphylobacter jejuni, tifoid ve nontifoid Salmonella, Shigella, Vibrio cholerae, Entamoeba histolytica, Giardia intestinalis, Cryptosporidium infeksiyonlarıdır.
             Sular yalnızca fekal kirlenmeye uğramaz, doğada bulunan diğer mikroorganizmalarla da kontamine olabilir. Bu mikroorganizmalar, özellikle küçük çocuklar ve ileri yaştaki kimselerde, yanıklı hastalarda, bağışıklık sistemi zayıf kişilerde fırsatçı infeksiyonlar yapabilirler. Doğadan kontamine olmuş içme sularını içmek veya onlarla banyo yapmak suretiyle, Pseudomonas,  Acinetobacter, Klebsiella, Serratia eğer fazla sayıda iseler, deri ve müköz  membranları içine alan infeksiyonlara neden olabilirler.
             İçme sularının fekal kontaminasyonu sonucu ,feçesle atılan çeşitli bakteriler, viruslar, protozoon kistleri ve helmint yumurtaları suya karışır. Suların mikrobiyolojik kalitesini kontrol etmek için bunların varlığı çeşitli yöntemlerle araştırılır.
             Barsağın normal florasında bulunan bakteriler, fekal kirlenmenin göstergesidirler. Bunlardan su analizlerinde en çok arananlar, üretilme ve sayımları kolay olduğu için, başta E.coli olmak üzere diğer koliformlar (Citrobacter, Enterobacter ve Klebsiella türleri)dır. Bu bakteriler, dezenfekte edilmiş sularda bulunmamalıdır, bulunmaları dezenfeksiyonun iyi yapılmadığını veya suyun daha sonra kontamine olduğunu gösterir.
             Fekal bakterilerin su dağıtım sistemlerinde çoğalmaları pek mümkün değildir. Bazen sistemin yapısında mevcut olan ve bakteriler için besin değeri taşıyan materyel üzerinde çoğalabilirler. Böyle bir ortam olmadıkça, suyun sıcaklığı 13 derecenin üzerinde olmadıkça ve yeterli bakiye klor varlığında üreyemezler. Bakiye klor düzeyi, çeşitli noktalardan alınan su örneklerinde 0.5 mg/L( 0.5 ppm ) nin altında olmamalıdır,  ölçüm görevi belediyeler ve sağlık müdürlükleri tarafından yürütülür.
             Bakiye kloru belli bir düzeyde tutmanın temel amacı, dağıtım sırasında  şebeke sularında herhangi bir nedenle oluşabilecek kontaminasyon sonucunda meydana gelebilecek bakteri çoğalmasını baskılamaktır. Bakiye klor, düşük düzeyde olduğu zaman, hızla kirli su tarafından yıkılır. Bakiye klor bulunmayışı, kirlenme olduğunu ve kirlenmenin yerini gösterir. İçme sularında, kıyı ve deniz sularında, yüzme havuzlarında saptanan koliform bakteri sayılarının kabul edilebilir sınır değerleri, ilgili kuruluşlar ve yönetmelikler tarafından belirlenmiştir.
             Şişe sularında ayrıca Pseudomonas aeruginosa ve Aeromonas hydophilia bulunmamalıdır. Bulunması, insan veya hayvan kaynaklı kirlenmeyi veya yüzey suyu olduğunu gösterir. Damacana ve şişelerin sağlıklı bir şekilde pazara sunulması için sıkı bir takip gerekmektedir.
             Salgın zamanlarında, şebeke sularının dezenfeksiyonundan emin olunamayan durumlarda suların kaynatılarak  tüketilmesi gerekir. Eczanelerde satılan dezenfektan tabletler veya çamaşır suyu ( 1 litre suya 250 ml. çamaşır suyu ile hazırlanacak stok solüsyon kapalı, ışık geçirmez bir kapta ve serin yerde saklanır, bu solüsyondan 1 litre suya 3 damla damlatılır ve yarım saat bekletilir )
kullanarak da dezenfeksiyon yapmak mümkündür. Su bulanık veya tortulu ise öncelikle süzülmeli veya dinlendirilerek çöktürülmelidir.
             Düzenli olarak klorlanması ve denetlenmesi gereken sulardan biri de, şüphesiz havuz sularıdır. Uygun dezenfeksiyon için bakiye klor düzeyinin 0.4 ppm’ den aşağı olmaması gerekir.Son yıllarda bu sulara bağlı oluşan en sık hastalık gastroenterittir ve Cryptosporidium, Giardia, Shigella türleri ,Escherichia coli, noroviruslar ile meydana gelmektedir. Yüzme havuzlarında suyun klorlanması, fekal kaynaklı çoğu patojeni hızla inaktive eder, buna karşın birçok patojen orta ve yüksek düzey klorlamaya dirençlidir ve klorlu havuzlarda uzun süre yaşayabilir. Giardia ve norovirusların uygun şekilde klorlanmış sularda 30-60 dakikaya kadar yaşayabildiği ve havuz kaynaklı salgınlara sebep olduğu  gösterilmiştir. Cryptosporidium ookistleri klorlanmış havuzlarda günlerce infeksiyöz kalabilir ve yine havuz kaynaklı salgınların önde gelen sebebidir. Eğer havuz dezenfeksiyonu yetersiz ise veya klora dirençli bir mikroorganizma suya bulaşmış ise, büyük miktar su kirlenebilir ve yüzücüleri  infekte edebilir.


           P.aeruginosa, “yüzücü kulağı” denilen eksternal otite yol açabilir, atipik  mikobakteriler de tatlı ve tuzlu sulardan bulaşabilir, Mycobacterium marinum, “yüzme havuzu granüloması” denilen dermal granülomanın etkenidir. Ayrıca  primer amibik ensefalit, göz infeksiyonları ve deri lezyonları, Acanthamoeba ile meydana gelmektedir. Yine Naegleria fowleri, primer amibik ensefalite sebep olur ve Acanthamoeba gibi havuz,göl ve nehir sularından bulaşabilir.              Adenoviruslar da, farengokonjonktival ateşe sebep olabilir.Ancak bu hastalıklar bazı önlemlerle azaltılabilir :

 

 

- Havuzların dezenfeksiyonuna azami titizlik gösterilmelidir.
- İshalli iken yüzmemek gerekir ( Bazı patojenlere bağlı ishali olanlar, örneğin  Cryptosporidium, Shigella türleri, norovirus infeksiyonu olanlar, havuzları semptomları geçtikten iki hafta sonraya kadar kullanmamalıdır.)
- Su kesinlikle yutulmamalıdır.
- İyi yüzme hijyeni uygulanmalıdır ( suya girmeden önce mutlaka duş alınmalıdır ve çocukların da en azından perianal bölgeleri sabun ve suyla yıkanmalıdır ).
- Kontakt lensle yüzülmemeli, lenslerin temizliğine dikkat edilmelidir.
- Herhangi bir cilt lezyonu olan veya başka herhangi bir infeksiyon hastalığı kuşkusu bulunanlar da havuzları kullanmamalıdır.

                                                                              Uz.Dr.Melek ŞALCIOĞLU
                                                                              Mikrobiyoloji Uzmanı

Son Güncelleme ( Salı, 30 Haziran 2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 Avrasya Hospital - Şifa Kapısı
Joomla! GNU/GPL Lisans altında korunan ücretsiz ve özgür bir yazılımdır.