
Haber7.com yazarlarından Ünal TANIK hastanemizde geçirdiği safra kesesi ameliyatı ve yaşadıklarını Haber7.com sitesinde okuyucuları ile paylaştı.
Loğusa kadınlar gibi yattım
Not: Bu biraz kişisel bir yazı. Burada yayınlasam da biraz özel bir yazı.
Bu hafta hayatımda bir çok ilki birden yaşadım.
Pazar sabahı daha ezan vakti bile girmeden karın bölgemde müthiş bir ağrı ile uyandım. Bildik karın ağrılarından biri olabileceği düşüncesiyle bir süre yatakta kıvranmaya çalıştımsa da baktım olacak gibi değil.
Yataktan kalktığımda ne zaman olursa olsun her zaman yaptığımı yaptım. Bilgisayarımı açtım Haber 7’de son girilen haberlerde ne var ne yok bir taradım, ajanslarda, öteki sitelerde yer alan haberlere göz attım.
Anayasa Mahkemesi’nin, Başkanvekili Osman Paksüt hakkında verdiği karardan sonra planladığım yazıyı yazmaya başladım. Baktım olacak gibi değil. Kendime bir fincan rezene çayı yaptım.
Yeniden yazıya döndüm. Karnımı ovuştura ovuştura “AYM, Recep Peker’in hayali olan Cumhuriyet Konseyi” ya da sayfaya atılan başlıkla “Atatürk’ün tepesini attıran öneri” yazısını tamamladım.
Koltuğuma oturup hafta içi başladığım Avni Özgürel’in Etkileşim Yayınları’ndan çıkan “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İktidar Oyunu” kitabımı okumaya devam ettim.
Sonrasında eşim ve çocuklar kalktı, yatılı misafir olarak Adana’dan gelen eşimin kuzeni uyandı. Ağrı eşiğimin yüksek olduğunu biliyorum. Onun için dışarı belli etmemeye çalışarak geç kahvaltıyı hep birlikte yaptık.
Ben yine kitabıma döndüm. Kimi zaman oturarak, kimi zaman uzanarak okumaya çalıştım. Ama nafile. Karın bölgemdeki ağrı dayanılmaz bir hal alınca, eşimden beni hastaneye götürmesini söyledim.
Avrasya Hospital’a varmadan, kendini hastalarına adamış bir isim olan Yönetim Kurulu Başkanı cerrah Hüseyin Urlu’yu aradım. Pazar gün olmasına rağmen “Ben de hastanedeyim” dediğinde müthiş bir rahatlama hissettim.
Vardığımızda, yanında bir başka hastası vardı. Birkaç dakika beklerken karın bölgemin iyice şiştiğini fark ettim. O sırada elimi bile dokunduramadığımı hissettim.
Muayeneyi Dr. Hüseyin Bey kendisi yaptı. “Safra kesesi ile ilgili bir sorun yaşıyoruz” dedi. Hemen bazı tahlil ve tetkiklerin yapılmasını ve ultrason kontrolü istedi.
Daha tahlillerin sonucu gelmeden, “Seni bu gece burada yatıracağız” dedi. Ultrasona girdiğimde safra kesemin ciddi bir şekilde taş topladığını ekranda bana göösterdiler.
Odaya getirilip yatırıldığımda hemşire hanım elinde serum şişesi ile geldi. Bir buçuk yaşında rahmetli babaannemin kucağında Gaziantep’te hastaneye götürüldüğümden beri hiç hastanede yatmamıştım. Kendimi garip hissetim. Sol elimin üzerinde delik açıldı ve serum bağlandı. Antibiyotik katkılı serum kolumdan vücuduma ciddi bir yanma ile yayıldı.
Birkaç saat sonra ağrımın azalmaya başladığını hissettim. Hüseyin Bey, “Yarın 11.00’e kadar bir şey yiyip içmemen gerekiyor” dediğinde bunun bir şeye hazırlık olduğunu ancak ertesi gün anlayabildim.
Denileni yaptım. Serumun insana açlık ve susuzluk hissi verdirmediğini de o gün öğrendim.
Hüseyin Bey belirttiği saatte geldi. Safra kesemdeki aşırı iltihaplanmayı gidereceklerini ama bunun için bir gün daha hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Usta bir diplomat gibi, beni rahatsız etmeden, adım adım götürmek istediği yere yönlendirdi.
“Ama” dedi, “Biz iltihaplanmayı tedavi edeceğiz. Lakin bir daha yeniden nerede ve ne zaman nükseder bunu bilebilme imkanımız yok. Üstelik bu taşlar Allah korusun kanala düştüğünde işimiz bir yerine iki olur” diye ilave etti.
Hüseyin Bey’in bizden sormamızı istediği soruyu eşim ve ben safça sorduk. “Çözüm ne?”
“Çözüm ameliyat” dedi. Zaten bir gece daha burada kalacağımızı, dolayısıyla aynı sürede ameliyat olup gidebileceğimizi önümüze koydu. Odadan çıkarken, “Yarım saat düşünüp kararınızı belirlersiniz” dedi.
Aramızda konuşurken, eşimin de bana tek yol olarak gösterilen “ameliyat” sürecinin bir parçası olduğunu fark ettim. Kararımı verdim. Bir süre sonra Hüseyin Bey’in telefonuna, kararımızı “Evet” olarak ilettik.
EKG çekildi, bir dizi yeni tahliller yapıldı. Derken ameliyat saati geldi. Malum elbiseyi giydirip sedyeye yatırıp üzerimi örttüler. Artık gördüğüm yalnızca tavanlardı. her şeyin tavanına hiç bu kadar uzun süreli ve dikkatli bakmadığımı hatırladım.
Hasta bakıcı ameliyathanenin kapısına getirdi ve kapıdaki zile bastı. Eşimle el sallayarak burada vedalaştık. İlk kez bir ameliyathane görüyordum. İki görevlinin yardımı ile sedyeden ameliyat masasına alındım.
İçerisi beni üşütecek kadar serindi. Bacaklarıma bir şey örtmelerinin mümkün olup olmadığını sorduğumda gereğini yaptılar. Bir süre sonra Hüseyin Urlu, cerrah arkadaşı Ahmet Pergel ve öteki ekibini tanıştırdı.
En merak ettiğim narkoz idi. “Acaba narkoz verildiğinde nasıl bir acı hissedecektim, ne kadar zamanda uykuya geçecektim, ameliyat sırasında algıladığım bir şey olacak mı idi, nasıl kendime gelecektim?”
Anestezi uzmanı, serum vermek için elimin üzerinde açılan bölümden narkozu verirken “İyi uykular” dedi. O sırada koluma doğru yayılan hafif bir yanma hissettim. Aynı anda tavandaki cisimlerin şekillerinin bozulduğunu gördüm.
Bir süre sonra (iki saat geçtiğini odama götürülüp kendime geldiğimde öğrendim) sedyeye alındığımı hissettim. Asansöre bindirilişi bir ara fark eder gibi oldum. Ama sedyeden yatağıma alınmamı daha net hatırlıyorum. Konuşulanları duyar gibi oluyorum ama algılama ve cevap verme yeteneğim yerinde değil.
Şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum. Ama birisinin “kendini nasıl hissediyorsun?” sorusuna bütün gücümü toplayarak, sağ elimin bütün parmaklarını bir araya getirip, “çok iyi” demeye çalıştığımı ve başardığımı hatırlıyorum. Bu cevabım etrafımdakileri da sevindirdi.
2’de girdiğim ameliyattan saat 4’te çıkmıştım. Saat 5’ten itibaren ise bir sevgi çemberinin içinde idim. Avrasya Hospital Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Urlu, beni yalnız hissettirmemek için günde en az iki üç kez ziyaretime geldi.
Hastanede kaldığım süre içinde beni en duygulandıran sözü ise oğlumdan duydum. Fatih zeka özürlü. 24 yaşında. Evde annesinin en büyük yardımcısı. Zaman zaman gerginleştiği olur, tatlı atışmaların yapıldığı durumlar yaşarız. Ailede hepimiz onun gerginleşmemesi için özel bir önem gösteririz.
Ameliyata gireceğimi evde ablasından öğrence gözleri dolukmuş. "Arada gereksiz laflar ediyordu ama babamın ben hep burada olmasını istiyorum" demiş. Duyduğumda benim de gözlerim doldu. Tıpkı bu satırları yazarken olduğu gibi.
Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan ve mesai arkadaşlarım, yakınlarım bizzat gelerek, kimi telefon ederek, kimi SMS göndererek, kimi mail yollayarak geçmiş olsun dileklerini ilettiler.
Gönderilen çiçeklerle odam gerçek anlamda bir çiçek bahçesine döndü. İçerisi bir gül bahçesinde ancak hissedilebilecek güzellikte kokuyordu.
Hastane personeli hepsi birer dost idi. İşlerinin hakkını vermeleri ve kurdukları sıcak ilişkiler övgüye değer birer özellik. İlk günden itibaren sık sık yürüme egzersizleri yapmam istendi. Hastanede kaldığım süre içinde söylenilenleri harfiyen yapmaya çalıştım.
Hemşire hanım, iki üç kez ben tam yürümelerimi yapıp yatağıma uzandığım sırada geldi. Dostluğun ve sıcaklığın verdiği yakınlıkla, “Ne o ya, loğusa kadınlar gibi yatıyorsun hep” dedi. Durumu paylaşıp gülüştük.
Hastanede 3 gün misafir edildim. Dün taburcu oldum. Sağlığıma kavuşmuş olarak ama karın bölgemde 5 delik taşıyarak evime geldim. Bir gün daha evimde istirahat edip normal mesaime başlayacağım.
Başta da dedim ya bu yazı biraz kişisel bir yazı. İlk kez yaşadığım bazı duyguları ortak dostlarla paylaşma yazısı.
Ünal TANIK / Haber 7
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|